Tatar Adı - Tatar boy adı, ilk olarak Kültigin (Doğu 2.-3. st.) ve Bilge Kağan Yazıtları'nda diğer Türk boy adlarının yanında Otuz Tatar ve Tokuz Tatar şeklinde geçmektedir. Tatar Türkleri bu devirde Uygur bölgesinin doğusunda yaşıyordu. Tatar adına, Çin kaynaklarında ise 9.yüzyıldan sonra rastlanmaktadır. Edebiyatımızın en büyük şaheserlerinden olan Dede Korkut Hikayeleri'nde de Tatar adı geçmektedir. Bu kaynakların dışında, Kabusname'de Tatarlar'ın dokuz Türk kavminden biri olarak gösterildiği, Divanü Lügati't-Türk'te Türk kavimleri arasında Tatarlar'ın da sayıldığı, Tarih-i Fahreddin Mübarekşah'taki Türk kavimlerine ait listede Tatar isminin de bulunduğu görülmektedir.
Altınordu Devleti - Moğol ordularının büyük zaferler kazandığı ve bütün dünyayı sarstığı devirlerde, Moğol askeri gücü içinde Türklerin özellikle Kıpçak Türkleri'nin çok büyük bir ağırlığı vardı. Türklerin önemli bir yer işgal ettiği bu Moğol orduları 13. yüzyılda Rusya'yı baştan başa işgal etti. Böylece Türkler Moğollarla birlikte bu topraklara yerleşti. Bu geniş alanın Cengiz'in soyundan gelenler arasında bölüşülmesi sırasında büyük oğlu Cuci'ye verilen Doğu Avrupa topraklarına dahil olan İdil-Ural sahasında ve Karadeniz'in kuzeyinde bulunan bölgede Cuci'nin oğlu Batu Han'ın hükümdarlığında Altın Ordu Devleti kuruldu. Batu Han'dan sonra 1250'de tahta Müslüman olan kardeşi Berke geçti ve Bereke adını aldı. Bereke, Altın Ordu Devleti'nde İslamiyet'i resmi din haline getirdi ve Selçuklu Hanedanı'ndan bir hanımla evlendi. Bu evlilikten doğan oğlu İzzeddin'e Solhat ve Sudak şehirleri ile yöresinin idaresini verdi. İzzeddin annesinin teşvikiyle Anadolu'dan binlerce Müslüman Türk getirerek bunları Kırım'a yerleştirdi. Altın Ordu Devleti'nin Moğol ağırlıklı üst yönetimi halk arasında giderek çoğalan Türk varlığı karşısında direnemedi ve Türkleşmeye başladı. Böylece Altın Ordu, 14. yüzyılda tamamıyla bir Türk devleti haline geldi.
Hanlıklar - 1396'da Altın Ordu Hanı Toktamış, Timur'a yenilince devleti parçalandı ve ortaya Kazan, Kırım, Astrahan, Kasım hanlıkları çıktı. Bu hanlıklar artık Türk asıllı ve Türkleşmiş topluluklardan meydana geliyordu. Bu dönemden itibaren Tatar adı, kavmi, ırki veya soyla ilgili bir mensubiyet ifadesi olmaktan çıktı ve Türk-Moğol İmparatorluğu'nun varisi olan bu hanlıkların tebaası olanlar için kullanılan bir siyasi terim haline gelmeye, yani tarihi vatandaşlık bağı bildiren bir söz olarak kullanılmaya başladı. Türkistan'daki Türkler'e başlarındaki hanlardan dolayı Özbek, son Altın Ordu Hanı Toktamış'a ayaklanıp onunla savaşan tümen beyi Nogay'ın buyruğu altındakilere de Nogay denildi. Başlangıçta bu şekilde ortaya çıkan bir siyasi mensubiyet ifadesi olan Tatar adı, 20. yüzyılın başlarında milliyet anlayışı kuvvetlenince Rusya'nın hakimiyeti altında yaşayan Türkler arasında bir milliyet ifadesi gibi kullanılmak üzere yeniden gündeme geldi. Bugün kendilerine Tatar diyen topluluklar, bu adla milliyetlerini veya etnik köklerini değil, tarihten gelen bir ortak siyasi kimliği ifade etmektedirler. Bu sebeple 20. yüzyılda Tatar adıyla anılan Türkler, Moğol veya Moğol asıllı değil, ataları Moğol idaresinde yaşamış ve zamanla Moğolları da Türkleştirmiş Türkler'dir.
Kazan Tatarları - Kazan Türkleri soy olarak Bulgar Türkleri'ne dayanmaktadır. (Volga Bulgarları) Ancak, 11. yüzyıldan itibaren Moğollardan çok önce bu bölgelere Kıpçak-Kuman Türkleri gelip yerleşmişler ve Bulgar Türkleri ile karışıp kaynaşarak bugünkü Tatar Türkleri'ni meydana getirmişlerdir.
Yüzlerce yıldır devam eden asimilasyon, göçler ve sürgünler sebebiyle diğer Türk topluluklarına göre daha düşük bir nüfus artış oranına sahip olan Tatar Türkleri'nin bütün dünyadaki toplam nüfusunun 10-12 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir.
En erken Rus hakimiyetine giren Türk topluluklarından biri olan Kazan Tatar Türkleri, 1552'de Kazan Hanlığı'nın IV.İvan tarafından ele geçirilmesi ile başlayan bir Ruslaştırmaya tabi tutulmuşlardır. Özellikle 1863-1905 yılları arasında Çarlık döneminde İlminskiy ile başlatılan bir Hıristiyanlaştırma hareketine maruz kalan Tatar Türkleri'nin en başta cami, medrese gibi dini ve milli eserleri yıkılıp yok edilmiş, ardından da ileri gelenler zorla veya menfaat karşılığı Hıristiyanlaştırılmışlardır. Her şeyin din ve ümmet esasına göre değerlendirildiği bir dönemde Hıristiyanlığı kabul etmek, milliyet olarak da Rusluğu seçmek anlamına geliyordu, Ruslar, Kazan Tatar Türkleri'ni Hıristiyanlığa ve Rus kimliğine alıştırmak için, soy isimlerinin sonuna -ev, -ov, -ski gibi Rusça ekler getirmişlerdir, Şehirleşmenin yüksek olduğu Tataristan'da çocuklar kreşlerde büyümekteydi. Bu çocuklar daha kreşe gittikleri yıllarda Rusça ile tanıştırılmıştır. Bu uygulamaların sonunda 200.000 Tatar Türkü Hıristiyanlaştırılmış, ancak bunların çoğu 1905'ten sonra yeniden İslamiyet'e geçmiştir. Bunda şüphesiz zengin Kazan Türk-İslam kültürünün, İslami eğitimin ve çok yönlü yayınların etkisi olmuştur.
1926 nüfus sayımına göre Sovyetler Birliği'nde 100.000'in üstünde Tatar Türkü Hıristiyan olarak kalmıştır. Bunlara Kreşin adı verilmektedir. Kreşinler, Tatar Türkçesi'ni kullanmaya devam etmektedirler. Dünyaca tanınmış yazar Turganiev ve Altay Türklerinden Katanov, Kreşinler'in arasında yetişmiş meşhur iki isimdir.
Kazan Tatar Türkleri için Ruslaştırma uygulaması hiç bir dönemde kesintiye uğratılmadan devam ettirilmiştir. 1957 -1958 öğretim yılından beri ana dili dersleri seçmeli ders olarak okutulmakta olup, 1977-1978 öğretim yılından itibaren bütün okullarda Rusça mecburi ders haline getirilirken. Tataristan dışında Tataristandakinden daha fazla Kazan Tatar Türkü bulunduğu halde Tataristan Özerk Cumhuriyeti haricinde Tatar Türkçesi ile eğitim veren okul açmak yasaktır Tataristan'da ise Tatar Türkçesi ile yayınlanan kitap ve dergilerin sayısı 1990'lı yıllarda artmasına rağmen günümüzde gözle görülür bir şekilde azalma vardır.
Kazan Tatar Türkleri oldukça gelişmiş ve sosyalleşmiş bir topluluktur. Nüfusun üçte ikisi şehirlerde, üçte biri köylerde oturur. Eğitim Rusça ve Tatar Türkçesi ile yapılır. Tatar Türkçesi'ni ana dili olarak kabul edenlerin oranı 1959'da %92.1, 1979'da %85.9, 1989'da ise % 83.7'de olarak tespit edilmiştir. Tatar Türkleri arasında Rusça yanında diğer bazı diller ve Türk şivelerini bilenlerin oranı oldukça yüksektir.
Tataristan Özerk Cumhuriyeti'nde okuma-yazma bilmeyen yoktur. Kazan Tatar Türkleri İslamiyet'i en iyi şekilde koruyan ve ilahiyat eğitiminin en yüksek olduğu Türk topluluklarındandır. Eski SSCB'de Kazan Tatar Türkçesiyle yayınlanan kitapların sayısı 5.218.000'dir. Ayrıca 11 dergi ve 83 gazete yayınlanmıştır.
Bugün böylesine zengin ve hareketli bir kültür ve edebiyat hayatına sahip olan Kazan Türkleri, mirasçıları oldukları Bulgar ve Kıpçak Türkleri'nden gelen güçlü ve yaygın bir kültür ve edebiyat geçmişine dayanmaktadırlar.
İdil Bulgarları, Türkçe'nin iki büyük dil grubundan, bu günkü Çuvaş Türkleri'nin devam ettirdikleri r-l grubuna dahildirler. Ancak 920 yılında Bulgar hanı Almas Silki'nin halkıyla birlikte İslamiyet'i kabul etmesiyle birlikte Bulgar Türkleri Arap alfabesini almışlar ve böylece z-ş grubuna geçmişlerdir. Zengin bir kültür hayatı bulunan İdil Bulgar Türkleri'nden günümüze kalan kitabeler, İdil Bulgar Türkçesi, Tatar Türkçesi ve Arapça olarak yazılmış mezar taşlarıdır.
Bu günkü Kazan Tatar Türkçesi'nin üç ayrı ağzı bulunmaktadır:
I) Merkez ağzı: Tataristan'da 1.800.000'e yakın insan tarafından konuşulmaktadır.
II) Batı veya Mişer ağzı: İdil yakınlarında ve Gorki, Tambov, Voronej, Ryazan, Penza, Kuybışev, Saratov ve Orenburg'da kullanılır.
III) Doğu ağzı: Batı Sibirya'da 320.000'e yakın insan tarafından konuşulmaktadır. Bunlar Baraba, Tomsk, Tümen, İşim, Yalutorovski, Tobol, Tara Tatar Türkleridir.
Bunlardan başka karışık bazı ağızlar da vardır:
I) Astrahan ağzı: Yaklaşık 45.000 kişi konuşur.
II) Kasım(Ryazan) ağzı:Kasımov bölgesinde 5.000 kişi konuşur.
III) Tipter ağzı: Perm, Grazov ve Başkurdistan'da yaklaşık 300.000 kişi konuşur.
IV) Ural ağzı: Yukarı Ural bölgesinde yaklaşık 110.000 Kreşin tarafından konuşulur.
Merkez ağzına dayanan Kazan Tatar Türkçesi yazı dili, Kazan Tatarları'nın daha önce kullandıkları Uygur Türkçesi ve onu takip eden Çağatay Türkçesi'nin yerine ihdas edildi. Bu sebeple bu iki tarihi Türk şivesinden önemli unsurlar taşır. |